Her yıl Mart ayının ilk haftası Yeşilay Haftası olarak kutlanmaktadır. Bilindiği üzere Yeşilay Haftası’nda alkol, sigara ve uyuşturucu maddeler başta olmak üzere tüm kötü alışkanlıklar konusu işlenmektedir. Konunun önemi nedeniyle İl Sağlık Müdürlüğü olarak ilimizdeki merkez ve merkeze bağlı tüm ilköğretim okullarının 8.Sınıf öğrencilerine yönelik “Sigara ve Sağlık” konulu eğitimler düzenlenerek hafta boyunca ve sonrasında bütün öğrencilerimize ulaşmayı hedefledik. Ayrıca, “Çocuklar için sigarasız, dumansız sağlıklı ortamlar için elele” temalı el broşürleri ve konu ile ilgili afişler hazırlanarak halkın görebileceği yerlere asıldı.
Sigara, bilinen en önemli hastalık ve erken ölüm sebebidir. Ülkemizde son 20 yılda sigara tüketimi giderek artmakta olup, her yıl 100 bine yakın insanımız bu alışkanlığa bağlı ikincil hastalıklardan ölmektedir. Sigarada 4000 den fazla zehirli kimyasal madde vardır, bunlardan yaklaşık 50 tanesi doğrudan kansere sebep olmaktadır. Yaklaşık 17 milyon kişinin sigara tüketicisi olduğu ülkemizde sigaranın yol açtığı hastalıkların tedavisi için yapılan sağlık harcamasının toplamda yıllık 3 milyar dolar civarında olduğu göz önüne alındığında sigaranın hem kişisel, hem de ulusal bazda bizi yoksullaştırdığı ortaya çıkmaktadır. Bu rakama işgücü kaybı, bireylerin ve ailelerinin hastalıklar nedeniyle çektiği fiziksel ve ruhsal sıkıntılar eklendiğinde tablo ne yazık ki çok acı olmaktadır. Sigara içimindeki artışın önüne geçilemedikçe çok yakın bir gelecekte sigara ve sigaraya bağlı ölümler ilk sırayı alacaktır.
Sigara yalnızca içene değil yakın çevresindekilere de zarar vermektedir. Özellikle pasif içici durumundaki çocuklarda ani ölümler, orta kulak, solunum enfeksiyonları ve astım daha sık görülmektedir. Alkolün sebep olduğu tahribat da, sigaradan geri kalmamaktadır. Türkiye’de trafik kazalarının % 60’ından fazlasının sebebi alkollü araç kullanmaktan kaynaklanmaktadır. Uyuşturucu ve tiner bağımlılığındaki artışlar da dikkat çekicidir. Ülkemizde alkol ile tanışma yaşı kesin olarak bilinmemekle birlikte, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olan, yeni düşünce ve heyecanların geliştiği, aileden ve toplumdan farklı beklentilerin olduğu, bağımsız bir varlık olduğunu kanıtlama çabasının, görüldüğü ergenlik dönemi bu maddelerle yeni tanışma ve karmaşaların sıklıkla gözlendiği yaşlardır. Bu durum çoğu kez örnek aldığı kişileri taklit ederek alkole başlama ile de karakterizedir. Çoğu ergen, başlangıçta deneme, merak veya görme amacıyla alkol kullanmakta sonra da bırakmaktadır. Fakat bu denemeler biyolojik ve toplumsal olarak yatkın olan gençlerin ileride alkol veya madde bağımlısı olmasına hazırlık anlamına da gelmektedir. Bu nedenle yetişkin dönemindeki alkol kullanımının önlenebilmesi için, gözler gençlik dönemine çevrilmektedir. Bu dönemde kötü alışkanlıklara yol açan nedenler ve yönlenmeler araştırılmaktadır. Eğer madde kullanımı yerine daha uygun baş etme becerileri geliştirilebilirse, kötü alışkanlıklara karşı başarılı olunabileceği umudu beslenmektedir.
Konuyla ilgili yapılan çalışmalarda üniversite öğrencilerinin %80’inin alkol kullandığı, %15’inin ağır içici olduğu, %60’ının alkol ya da başka bir madde kullandıkları gösterilmiştir. Alkol alımı, gençlik döneminde geçici bir heves olarak kabul edilse bile, alkollü içkilerle tanışmayı dikkatle izlemek, davranışı dengelemek, kişinin ve toplumun sağlığı yönünden önemli bir konudur bu nedenle alkolle mücadelede yetişkinlerin özendirici tutumlardan kaçınmaları , okullarda ebeveyn yerini tutan öğretmen ve okul personeli eğitim programlarına dahil edilmeleri gerekmektedir.Ayrıca görsel ve yazılı medyada sigara kullanmada model olabilecek özendirmelere yer verilmemeli, örnek alınan toplum önderlerinin, özendirici tarzda toplum önünde sigara kullanmaları önlenmelidir. Anne-babalar, otoriter-ilgisiz, sevgilerini şarta bağlayıcı, çocuklarına boyun eğici tutumları ile yatkınlaştırıcı olabilecekleri gibi davranışlarında tutarlı, sevecen, kabul edici, çocukların düşüncelerine değer veren tutumları ile sigara kullanımının başlamasında ve bırakılmasında çok önemli bir yere sahiptirler.
Sonuç olarak, anne-baba tutumu, kötü alışkanlıklara başlamada, sürdürmede ve sonlandırmada özellikle ergenlik döneminde belirleyici rol oynamaktadır. Anne ve babaların bu konuda önemli sorumlulukları vardır. Çocuklarında meydana gelen ani karakter, davranış değişiklikleri ve her zamankinden fazla para harcamalarında iyi bir gözlemci olup, ilgilerini esirgememelidirler. Gerektiğinde mutlaka bir uzmana danışılmalıdır. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi bütün kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak hepimiz için toplumsal görev kabul edilmeli ve herkes bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmelidir.